göz

(goz konumundan yönlendiriliyor)

göz

(ɟœz)
ad
1. su fışkıran yer Gözün üstüne çeşme kurdular.
2. dolap kısmı masanın gözü
3. terazi kefesi terazinin gözü
4. botanik gonca genç dalların gözleri
5. kısım dama tahtasının gözleri
6. yara berenin asıl noktası Yaranın gözü iltihapla kaplı.

göz

eye, pigeon-holeAugeμάτιœilглазعَيْـنokoøjeojosilmäokoocchiooogøyeokoolhoögaตาmắt眼睛 (ɟœz)
ad
1. anatomi bir organ göz rengi
2. fikir alacaklı gözüyle bakmak
öyle bir bakmak Gazetelere göz attı.
vazgeçmek, umudu kesmek Bu evi artık gözden çıkardık.
gözde olmamak gözden düşen takımlar
a. şöylemesine bakmak notları gözden geçirmek
b. derinlemesine bakmak başvuruları gözden geçirmek
c. önemli bir şekilde kontrol etmek kayıtları gözden geçirmek

kabullenmek tehlikeyi göze almak
a. dikkat çekmek göze batan kusurlar
b. kıskandırmak göze batan bir güzellik

dikkat celbetmek göze çarpan özellikler
beğeni toplamak Başarısıyla öğretmenin gözüne girmiş.
iyi habere iyi temenni sözü Gözünüz aydın! Bugün bir torununuz oldu.
3. birinin başına kötü bir şey gelme ihtimali kötü gözlere uğramak
Kernerman English Multilingual Dictionary © 2006-2013 K Dictionaries Ltd.
Collins Multilingual Translator © HarperCollins Publishers 2009