düş-

düş-

(dyʃ'-)
fiil nesnesiz -e hâli düşer (dy'ʃeɾ)
1. yerçekimine kapılmak yere düşen kuş
2. kapaklanmak koşarken düşmek
3. çakılmak Dün bir yolcu uçağı düştü.
4. bollaşmak Pantolonu düşüyor.
5. gökten akmak Metrekareye beş litre yağmur düşüyor.
6. mecaz üstüne titremek çocuğuna çok düşen anne
7. uymak duvara iyi düşen bir resim
8. kalmak torunlara düşen ev
9. istemeden bulunmak hastaneye düşmek
10. rastlamak Yolumuz bir köye düştü.
11. denk gelmek Doğum günüm bizimkilerin evlilik yıl dönümüne düşüyor.
12. bağlanmak içkiye düşmek

düş-


fiil nesnesiz
1. doğmadan ölmek İkinci bebeği de beşinci ayında düştü.
2. yetkiye el konulması düşen hükümet
3. yavaşlamak değeri düşen para
4. göstergenin sola kayması ateşi düşen hasta
5. acınacak duruma gelmek Son zamanlarda kumara düştü.
6. pes etmek savaşta düşen bölgeler
7. seviyesizleşmek İnsan bu kadar düşmemeli.
a. evlilik dışı ilişkide bulunmak Kadınlarla düşüp kalkıyor.
b. takılmak Serserilerle düşüp kalkıyor.

düş-


fiil geçişli -i hâli
1. azaltmak borcu düşmek
2. kayıt altına almak bir yere not düşmek
Kernerman English Multilingual Dictionary © 2006-2013 K Dictionaries Ltd.