Printer Friendly
1.758.508.053 hizmet alan ziyaretçiler.
forum mailing list For webmasters
?
New: Language forums
English
Dictionary
Español
Spanish
Dictionary
Deutsch
German
Dictionary
Français
French
Dictionary
Italiano
Italian
Dictionary
العربية
Arabic
Dictionary
中文简体
Chinese Simplified
Dictionary
Polski
Polish
Dictionary
Português
Portuguese
Dictionary
Nederlands
Dutch
Dictionary
Norsk
Norwegian
Dictionary
Ελληνική
Greek
Dictionary
Русский
Russian
Dictionary
Türkçe
Turkish
Dictionary
?

küçük

0,01 sec.
küçük compact, confined, diminutive, incidental, Jnr, Jr, Jun, junior, little, mini, minor, remote, small, small-time, young, tiny, minute klein, Minderjähriger, winzig pequeño, trasgo, menor, minucioso lutin, petit, menu, mineur маленький, мельчайший, младший دقيق الحجم, شخص قاصر, صغير, قليل maličký, malý, nezletilý kort, lille, mindreårig ανήλικος, λεπτομερειακός, μικρός alaikäinen, erittäin pieni, pieni malen, malodobnik, sićušan minore, minuto, piccolo 小さい, 微小な, 未成年者 미성년자, 미소한, 작은 klein, minderjarige, miniem bitte liten, liten, mindreårig drobny, mały, nieletni menor de idade, miúdo, pequeno liten, minimal, underårig เล็ก, เล็กมาก, ผู้เยาว์ nhỏ, nhỏ bé, vị thành niên 副修科目, 小的, 很少的, 微小的
adjective küçük (küçüğü [cyʧy'y]) [cy'ʧyc]
1 boyutları ufak olan; büyük karşıtı petit
küçük ev petite maison
2 yaşı daha az olan plus jeune
küçük çocuk petiot
3 niceliği az olan petit (nombre)
küçük bir grup un petit groupe
4 niteliği aşağı olan, bayağı ordinaire
küçük yara petite plaie
5 geri aşamada subalterne
küçük bir memur un fonctionnaire subalterne
noun küçük
1 rütbe, derece veya yaş bakımından daha aşağı olan kimse subalterne
küçüklerin büyüklere saygısı le respect des petits pour les grands
2 küçük abdest pipi
Çocuk küçüğünü kaçırdı. L'enfant a fait pipi dans sa culotte.
noun küçük abdest [cy'ʧyc abdest] vücuttan atılan idrar urine, pipi
Küçük abdestini tutamıyor. Il ne sait pas se retenir pour le pipi.
noun küçük dil [cy'ʧyc dil] damağın arkasındaki dile benzer küçük uzantı luette
Küçük dili şişti. Sa luette a enflé.
adjective küçükbaş [cy'ʧycbaʃ] kasaplık hayvanlardan koyun veya keçi türünden olan ovin
küçükbaş hayvan un ovin
noun küçüklük [cyʧyc'lyc] (küçüklüğü [cyʧycly'y])
1 küçük olma durumu fait d'être petit
Küçükler küçüklüğünü bilecekler. Les petits doivent savoir qu'ils sont petits.
2 insana yakışmayacak, insanın değerini azaltacak davranış petitesse
Bu küçüklüğü sana yakıştıramadım. Je ne te reconnais pas dans ta petitesse.
verb intransitive küçül- [cyʧyl'-] (küçülür [cyʧy'lyɾ])
1 büyükken herhangi bir sebeple küçük duruma gelmek rapetisser, reculer
Şirket beş yılda küçüldü. L'entreprise a reculé en cinq ans.
2 büzülmek, hacimce ufalmak se rabougrir
Yapraklar güneşin karşısında küçüldü. Les feuilles se sont rabougries sous le soleil.
3 değer ve onurunu azaltacak davranışta bulunmak se rabaisser
Söylediği bu sözlerle ancak küçülür. Par ces mots qu'il a prononcés il ne peut que se rabaisser.
verb transitive accusative küçümse- [cyʧymse'-] (küçümser [cyʧym'seɾ]) değer ve önem vermemek, küçük görmek mépriser
Siz bu adamı küçümsemeyin. Ne méprisez pas cet homme.


TFD'ye varolduğu için nasıl teşekkür ederiz? bir arkadaşınıza bizden bahsedin, bu sayfaya bir bağlantı ekleyin, siteyi iGoogle'a ekleyin ya da ücretsiz eğlence içeriği için web sorumlusunun sayfasını ziyaret edin.
?Sayfa araçları
Yazıcı dostu
Alıntı / bağlantı
E-posta
Geri bildirim
 Sözcük Tarayıcı:
?

Tekzip | Gizlilik ilkesi | Geri bildirim | Copyright © 2009 Farlex, Inc.
Bu web sitesinde, sözlük, eş anlamlar sözlüğü, yazın, coğrafya ve diğer referans verileri kapsayan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler eksiksiz ve güncel olarak kabul edilmemelidir ve yasal, tıbbı ya da herhangi bir uzmanın görüş, danışmanlık ya da önerisinin yerine kullanılması amaçlanmamıştır. Kullanım Şartları.