göz

göz

(ɟœz)
ad
1. Gözün üstüne çeşme kurdular.
2. masanın gözü
3. terazinin gözü
4. botanik genç dalların gözleri
5. dama tahtasının gözleri
6. Yaranın gözü iltihapla kaplı.

göz

eye, pigeon-holeAugeμάτιœilглазعَيْـنokoøjeojosilmäokoocchiooogøyeokoolhoögaตาmắt眼睛 (ɟœz)
ad
1. anatomi göz rengi
2. alacaklı gözüyle bakmak
Gazetelere göz attı.
Bu evi artık gözden çıkardık.
gözden düşen takımlar
a. notları gözden geçirmek
b. başvuruları gözden geçirmek
c. kayıtları gözden geçirmek

tehlikeyi göze almak
a. göze batan kusurlar
b. göze batan bir güzellik

göze çarpan özellikler
Başarısıyla öğretmenin gözüne girmiş.
Gözünüz aydın! Bugün bir torununuz oldu.
3. kötü gözlere uğramak