Printer Friendly
1.772.664.195 hizmet alan ziyaretçiler.
forum mailing list For webmasters
?
New: Language forums
English
Dictionary
Español
Spanish
Dictionary
Deutsch
German
Dictionary
Français
French
Dictionary
Italiano
Italian
Dictionary
العربية
Arabic
Dictionary
中文简体
Chinese Simplified
Dictionary
Polski
Polish
Dictionary
Português
Portuguese
Dictionary
Nederlands
Dutch
Dictionary
Norsk
Norwegian
Dictionary
Ελληνική
Greek
Dictionary
Русский
Russian
Dictionary
Türkçe
Turkish
Dictionary
?

ayak

0,03 sec.
ayak foot, leg, stand, stem, paw Fuß pata, pie pas, patte, pied нога, ступня قدم chodidlo fod πόδι jalka stopalo piede voet fot stopa fot เท้า chân
noun ayak (ayağı [aja'ɯ]) [a'jak]
1 bacağın bilekten aşağısı pied
Ayağı, kırılınca sişmiş. Son pied a enflé en raison de la fracture.
2 birtakım şeylerin yerden yüksekte durmasını sağlayan dayanak pied
masanın ayağı pied de la table
3 Halk şiirinde kafiye, uyak pied (poésie populaire)
şiirin ayağı le pied de la poésie
ayak bağı ol-
engel olmak entraver
çocuğun ayak bağı olması le fait que l'enfant traîne dans les pattes
noun ayak işi [a'jak iʃi] birtakım şeyleri getirip götürmeye yönelik küçük işler petits boulots
Dükkânın ayak işlerini çırak yapıyor. C'est l'apprenti qui fait les petits boulots de la boutique.
noun ayak ucu [a'jak uʤu] yatılan bir yerin ayak uzatılan yeri pied de lit
Ayak ucuna sıcak su torbası koymuşlar. Ils ont mis une bouillotte au pied du lit.
noun ayakaltı [a'jakaɫtɯ] gelip geçenlerin çok olduğu yer lieu de passage
Bunları ayakaltında unutma. Ne les laisses pas traîner sur le lieu de passage.
noun ayakkabı [a'jakkabɯ] ayağa giyilen altı kösele, lastik vb. maddelerden yapılan giyecek chaussure
ayakkabı tamircisi cordonnier
verb reflexive ayaklan- [ajakɫan'-] (ayaklanır [ajakɫa'nɯɾ])
1 çocuğun yürümeye başlaması commencer à marcher
Çocuk bir yaşına girince ayaklandı. L'enfant a commencé à marcher à l'âge d'un an.
2 hastanın iyileşip tekrar yürüyebilmesi recommencer à marcher
Hastanın ayaklanabilmesi iki ayını alır. Ca va prendre deux mois au malade pour recommencer à marcher.
3 ayağa kalkıp gitmeye davranmak se lever
Misafirler ayaklandı. Les invités se sont levés.
4 toplu olarak baş kaldırmak, karşı çıkmak se soulever
İşçiler ayaklandı. Les ouvriers se sont soulevés.
adverb ayakta [ajak'ta] ayağa kalkmış durumda debout
çayları ayakta içmek boire les thés debout
ayakta kal-
1 oturacak yer bulamamak rester debout
otobüste ayakta kalmak rester debout dans un bus
2 yıkılmamak, çökmemek ne pas s'écrouler
Hastalığına rağmen direnip ayakta kaldı. Malgré sa maladie il a résisté et est resté debout.
adverb ayaküstü [a'jacysty]
1 oturmadan, ayakta durarak en étant debout
Arkadaşıyla ayak üstü konuştu. Il a parlé avec son ami en restant debout
2 kısa sürede, acele olarak sur le pouce
ayaküstü atıştırmak grignoter sur le pouce


TFD'ye varolduğu için nasıl teşekkür ederiz? bir arkadaşınıza bizden bahsedin, bu sayfaya bir bağlantı ekleyin, siteyi iGoogle'a ekleyin ya da ücretsiz eğlence içeriği için web sorumlusunun sayfasını ziyaret edin.
?Sayfa araçları
Yazıcı dostu
Alıntı / bağlantı
E-posta
Geri bildirim
 Sözcük Tarayıcı:
?

Tekzip | Gizlilik ilkesi | Geri bildirim | Copyright © 2009 Farlex, Inc.
Bu web sitesinde, sözlük, eş anlamlar sözlüğü, yazın, coğrafya ve diğer referans verileri kapsayan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Bu bilgiler eksiksiz ve güncel olarak kabul edilmemelidir ve yasal, tıbbı ya da herhangi bir uzmanın görüş, danışmanlık ya da önerisinin yerine kullanılması amaçlanmamıştır. Kullanım Şartları.